Direnmek Bilinçlenmektir

Kirmizili Kadin

Kirmizili Kadin

İstanbul Taksim Gezi Parkında Topçu Kışlası’nın yeniden inşa edilerek alış veriş merkezi ve konutlara (moda deyişle ‘rezidans’a ) dönüştürülmesi ve Gezi Parkı’nın ağaçlarıyla birlikte yok edilmesine karşı başlatılan masum direniş, üç gün içerisinde ülkenin her bir köşesine yayılarak hükümetin özgürlük, insan hakları ve özel yaşama müdahalesine karşı bir eyleme dönüştü. Olayları hepimiz sosyal medyadan takip ettik, bazı çok yakın arkadaşlarımız, eşimiz dostumuz bizzat orada bulunarak direnişi desteklediler. Biz de yaşadığımız şehirdeki gösterilere katılarak bu harekete desteğimizi gösterdik. Gezi Parkı direnişinin destekleyicisi olarak günlerdir hazırlamak istediğim bir yazı vardı.

Bu köşemde biliyorsunuz genelde güzel sanatlar, toplumsal etkinlikler ve gözlemlerim, düşüncelerime yer veriyorum, hem eğlendirici hem düşündürücü şeyler yazmak, fikirlerimi paylaşmak istiyorum. Bu sefer memlekette yani Türkiye’de yaşananlara yer vermek istedim. Ulkede bu olaylar yaşanırken başka birşeyden bahsetmek biraz garip olacaktı. Her ne kadar Türkiye dışında yaşıyor olsak da doğup büyüdüğümüz ülkemiz Türkiye, aidiyetimizin büyük bir parçası. Türk olarak varlığımız o kadar kuvvetli ki, onu çıkarırsak geriye büyük bir boşluk kalır.
sinirlenince cok güzel oluyorsun Türkiye

en bayıldığım sloganlardan biri

Gelelim ülkemizde birdenbire ortaya çıkıp yaşanan olaylara. 31 Mayıs’dan başlayarak hiç beklenmedik o kadar çok şey oldu ki, ve bu konuda o kadar çok haber, yorum okudum ki, olayların hangi yönünü ortaya çıkarsam diye düşünürken, bir süredir bloğunu izlediğim Temel Aksoy arkadaşımın yazısını okuyunca kararımı verdim. Temel Aksoy blogunda şirket yönetimi, marka, pazarlama ve iletişim üzerine yazılar yazıyor. İşin güzel tarafı bu yazıları ders notları gibi kuru bir dille değil, konuların sosyal yönlerini ortaya çıkararak yazıyor, insana mal ediyor.  Bu konuların siyasetle pek içiçe olmadığı malum, fakat sonunda herşey o kadar insana gelip dayanıyor ki hepsinin bir bütünün parçaları olduğunu anlıyorsunuz. Gezi Parkı direnişi için de Aksoy’un son derece doğru ve yerinde tespitleri var. Yazıyı okuyunca insan her şeye rağmen bir iyimserliğe kapılıyor. Bu yazımda onun görüşlerine yer vermek istedim, çünkü okuduğum en iyi yorumlardan birisini yazmış. Aksoy’un bu yazısını 5 Haziran 2013’de yazdığını hatırlatmak isterim, yani birkaç gün sonra meydana gelen polis şiddeti demeyeceğim, polis vahşeti demek daha doğru olacak, o olaylar daha yaşanmamıştı.

” #direngeziparkı hareketinin hiç “hesapta yokken” başlaması bize bir kere daha hayatın öngörülemez olduğu gerçeğini kanıtladı. Ve ben hayat “tahmin edilemezliği” karşısında bir kere daha saygıyla eğildim, bu bilinmezliğe bir kere daha hayran oldum.”
Aksoy’un önemli gördüğüm diğer noktaları şöyle;
“ • Eğer iktidar sahibi olan gücünü gereğinden fazla kullanırsa bu durum karşı güç doğurur. En doğru ve en bilgece olan tutum, güçlü olanın mecbur kalmadıkça gücünü kullanmamasıdır. Sayın Başbakan, en çok gücünü gereğinden fazla kullandığı için eleştiriliyor. Dolayısıyla güçlü olmak yetmiyor; güçlü kalabilmek için onu her gün hak etmek gerekiyor. Tıpkı sağlık gibi, sevgi gibi.
• Başta Sayın Başbakan ve bakanlar olmak üzere Türkiye’yi yönetenler, son olayları anlamakta çok zorlandılar. Zihin haritaları eskiye ait olduğu için “yeni” olana anlam veremediler. Sokağa dökülen insanların arkasında hep bir dış mihrak, hep bir düşman hep bir örgüt aradılar. Böyle bir hareketin “kendiliğinden” başlayabileceğine ihtimal vermediler.
• İktidarın ve özellikle Sayın Başbakan’ın karar alırken katılımcılığa ve çoğulculuğa kapıları kapatan tavır ve davranışları Türkiye’nin hatırı sayılır bir kesimin onuruna dokundu. Yılların verdiği birikim sonucu bu insanlar meydanlara döküldü. Bu hareket kendiliğinden bir hareketti.
• Bir krizi önlemenin, olayların tırmanmasını engellemenin en kısa ve etkili yolu, açıkça ve yüksek sesle özür dilemektir. Bu özür, yapanların yaptıklarını unutturmaz ama mağdur  olanların onları affetmesini sağlayabilir. En azından birçok kalbi yumuşatabilir. Özür dilemeyi, sadece iktidara değil, güçlüden yana tavır alan basına ve markalara da tavsiye ederim. Bazıları diledi, bazıları direniyor. Şunu bilmeleri gerekir ki sanılanın aksine özür dilemek, özür dileyeni küçültmez yüceltir.
• Türkiye’de ilk defa lise çağındaki gençler, arkalarında hiç bir örgüt olmadan kendiliğinden sokağa döküldüler. Benim kızımın da aralarında olduğu gençliğin gösterdiği bu duyarlılıktan gurur duyuyorum. Bu bilinçli davranışları yarının Türkiye’si adına büyük bir kazanç. Ama aynı zamanda başlarına kötü bir şey gelecek diye çok korkuyorum. Onlar sokağa çıkınca aklım onlarda kalıyor. Polisin hoyrat davranacağından kaygılanıyorum. Bu hareketin içine su ya da bu şekilde farklı amacı olan insanlar sızacak ve onları istemediğiniz durumlara sürükleyecek endişesini taşıyorum. Taksim’de ve Türkiye’nin diğer illerinde gösteri yapanların kılına zarar gelsin istemiyorum.
• #direngeziparkı hareketi sona erdiğinde başta Sayın Başbakan olmak üzere bütün iktidar sahipleri güçlerinin sınırsız olmadığını anlayacaklar. Bundan sonra yöneticilerimizin, Türkiye’yi yönetirken daha duyarlı olacakları kesin. Bence Türkiye bu anlamda çok büyük bir kazanım elde etti. Yöneticilerin duyarlılıklarının artacak olması her açıdan ülkenin yararına bir gelişme olacaktır. Bu bakımdan bu hareket, ülkemizdeki demokrasi kalitesinin yükselmesine büyük katkı sağlayacaktır. Bu hareketin bundan böyle hiçbir yöneticinin hafızasından çıkmayacağını düşünüyorum.
• #direngeziparkı hareketi, bize -başta lise ve üniversite gençliği olmak üzere- toplumun yaşadığı şehre sahip çıkabileceğini, sorunlarını barışçıl bir şekilde dile getirebileceğini gösterdi. Bu hareketle birlikte Türkiye “yerinden yönetim” anlayışında bir adım daha attı. Bunun kalıcı bir kazanım olacağını umut ediyorum.
• #direngeziparkı hareketinin özünün barışçı bir hareket olmasını çok önemsiyorum. Arkasında ne bir örgüt görüyorum ne de uluslararası bir komplo. Bu hareket, uzun yılların birikimi sonucu, İstanbul polisinin orantısız güç kullanımının tetiklediği kendiliğinden gelişen bir tepki hareketidir.
• #direngeziparkı hareketinin hiç “hesapta yokken” başlaması bize bir kere daha hayatın öngörülemez olduğu gerçeğini kanıtladı. Ben hayatın “tahmin edilemezliği” karşısında bir kere daha saygıyla eğildim, bu bilinmezliğe bir kere daha hayran oldum. Binlerce insanın yaralanmasına ve bir gencimizin ölmesine rağmen #direngeziparkı hareketinin, Türiye demokrasinin çok önemli bir dönüm noktası olacağını tahmin ediyorum. Bu hareket tarihe kalıcı etkileri olan bir hareket olarak geçecektir.
• #direngeziparkı hareketi, bize toplumsal taleplerin barışçıl ve güler yüzle dile getirilebileceğini gösterdi. Beşiktaş Carsı Grubu olmak üzere bu harekete katılanlardaki zeki mizah anlayışını, Türkiye’nin geldiği olgunluk seviyesini göstermesi bakımından çok sevindirici ve umut verici buluyorum.
Siyahlı Kadın

Şiddete meydan okuyan Siyahlı Kadın

• #direngeziparkı hareketinin ilk günlerinde gazeteler ve televizyonlar olanı biteni yansıtmak yerine gizlemeyi tercih ettikleri için, sosyal medya ve özellikle Twitter çok etkili oldu. Twitter ve Facebook gibi sosyal paylaşım siteleri içinde yaşadığımız şeffaflık çağının olmazsa olmaz unsurlarıdır. Her teknoloji gibi bunlar da yansızdır; bunları iyi ya da kötü diye nitelemek mümkün değildir. Elektrik de bir teknolojidir, kötü niyetli eller onunla işkence yapabilir ama bizim için aydınlanma aracıdır.
• “Çoğulculuk” demek, iktidardaki partinin seçmenlerin çoğunun oyunu almış olmasına rağmen kendisine oy vermemiş olanların haklarına saygı göstermesi demektir. #direngeziparkı olayları sayesinde Türkiye “çoğulculuk” konusunda bir adım daha attı. Bunu Türkiye’nin önemli bir kazanımı olarak görüyorum.
• Bundan bir süre önce şunları yazmıştım: “Sizce bir insan dünyayı değiştirebilir mi? İnsan eğer isterse ‘değişimi yaratan kişi’ olabilir mi? Sizce, sıradan insanların girişimiyle dünyadaki yoksulluğu kökünden kazımak mümkün olabilir mi? Dünyanın her tarafına sağlık hizmeti götürülebilir mi ya da her ülkede her çocuğun iyi eğitim alması sağlanabilir mi? Bence eğer bütün bunlar bir gün gerçek olacaksa bunda sıradan insanların büyük payı olacak. Mevlana ‘İnsanın değeri, aradığı şeydir.’ der.”  (Herkes Fark Yaratabilir.)
Bence bugün kendiliğinden meydanlara dökülen insanların her biri “değişimi başlatan insanlar” olarak tarihe geçecek. “

 

Kaynakça:

* Aksoy, Temel. #direngeziparkı Hareketinden Çıkardığım Dersler http://www.temelaksoy.com/yazilar/bu-zamanin-ruhu/direngeziparki-Hareketinden-Cikardigim-Dersler.aspx

* Siyahlı Kadın fotoğrafı

http://www.aa.com.tr/tr/mod/fotograf-galerisi/7007/gezi-parki-olaylari-suruyor

* Kırmızılı Kadın fotoğrafı

http://blogs.reuters.com/fullfocus/2013/05/28/editors-choice-19/#a=1

 


Comments

Direnmek Bilinçlenmektir — 1 Comment

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *