Eniştem Attila Galatalı

Attila Galatalı imzası

Sera­mik sanat­çı­sı Atti­la Galatalı’yı bizim aile halam Filiz Özgü­ven (Gala­ta­lı) ile arka­daş­lık­la­rı zaman­la­rın­da tanı­dı. Şah­sen, onun Türkiye’nin yetiş­tir­di­ği en önem­li sera­mik sanat­çı­la­rın­dan biri oldu­ğu­nun far­kı­na ise daha son­ra vara­cak­tım.

Özyaşamı

Genç Attila Galatalı

Genç Atti­la Gala­ta­lı

Gala­ta­lı 1936 Arha­vi doğum­lu. Orta­okul yıl­la­rın­da resim öğret­men­le­ri sanat­sal yönü­nü keş­fet­me­si­ne yar­dım­cı olu­yor­lar. Boya­ma­yı, çiz­me­yi, yont­ma­yı, elle­ri­ni kul­lan­ma­yı sevi­yor. Sanat sev­gi­si­nin ilk tohum­la­rı­nı atan lise­de­ki resim hoca­la­rı. İki ayrı resim hoca­sın­dan ‘sen mimar­lı­ğa çok yat­kın­sın’ söz­le­ri­ni duyan Gala­ta­lı, mes­lek seçi­mi­ni yapı­yor, mimar ola­cak­tır. Fakat lise son sınıf­tay­ken geçir­di­ği menen­jit has­ta­lı­ğı­nın teda­vi­sin­de kul­la­nı­lan bir ilaç işit­me duyu­su­nu yok edin­ce oku­lu bıra­kı­yor. Eli­ne geçir­di­ği sanat kitap­la­rı­nı oku­ma­ya, ardın­dan büyük bir iştah­la doğa­yı res­met­me­ye baş­lı­yor. Yaşa­mı­nın sonu­na kadar sürecek olan ken­di­ni yetiş­tir­me süre­ci böy­le­ce baş­la­mış olu­yor. 1957’de İstanbul’a git­me arzu­su onu Fındıklı’da Hasan amca­sı­nın evi­ne geti­ri­yor. Evin tam kar­şı­sın­da Bed­ri Rah­mi Eyüboğlu’nun atöl­ye­si var. Ora­ya devam etme­ye, 1957’den iti­ba­ren moza­ik çalış­ma­la­rı yap­ma­ya baş­lı­yor. Son­ra­ki yıl­lar­dan bir gün Cum­hu­ri­yet gaze­te­sin­de Sen­nur Sezer,

Bedri Rahmi

Bed­ri Rah­mi Eyü­boğ­lu

Bed­ri Rah­mi Eyü­boğ­lu hak­kın­da­ki yazı­sın­da Galatalı’dan şöy­le bah­se­di­yor:. “… ben o atöl­ye­den mezun olmuş adla­rı anım­sı­yo­rum: (bir­çok tanın­mış res­sa­mı­mı­zın adı­nı sayı­yor). Son­ra sera­mi­ğin unu­tul­maz adı Atti­la Gala­ta­lı”

Bed­ri Rah­mi atöl­ye­sin­de­ki öğren­ci­lik yıl­la­rın­dan son­ra 1961’de Türk Sera­mik­çi­le­ri der­ne­ği­nin düzen­le­di­ği yarış­ma­da, kim­se­nin tanı­ma­dı­ğı, aka­de­mi­li olma­yan bir genç, Gala­ta­lı birin­ci seçi­li­yor. Zama­nın tanı­nan isim­le­rin­den, jüri üye­si Füre­ya Koral ona ‘ace­mi usta’ diyor. “Top­ra­ğın ne vere­ce­ği­ni bilen, kav­ra­yan bir kişi­nin ese­riy­di. Görür gör­mez tüm jüri üye­le­ri onun üze­rin­de bir­leş­tik. Öğren­ci işi gibi değil, baya­ğı usta bir sera­mik­çi­nin ese­riy­di” der Füre­ya, Galatalı’nın yapı­tı için.

Attila Galatalı pano detayı

Pano Deta­yı

İki yıl son­ra Saraçhane’deki İstan­bul Bele­di­ye Sara­yı kabul salo­nu­na Galatalı’nın 7 moza­ik pano­su uygu­la­nı­yor. 1960’da o zaman­ki adıy­la Güzel Sanat­lar Akademisi‘nde daha son­ra hala­mın da hoca­sı ola­cak olan Prof. İsma­il Hak­kı Oygar ve Prof. Hak­kı İzzet’in sera­mik kurs­la­rı­na katı­lı­yor. 1967’de Kireçburnu’nda ilk atöl­ye­si­ni açı­yor. Bun­dan son­ra­sı hep yük­se­liş.

Attila Galatalı

Atti­la Gala­ta­lı ve ‘Güneş’i

1972’de ‘Güneş’ adli yapı­tı Val­la­uris-Fran­sa Ulus­la­ra­ra­sı Sera­mik Bienali’nde birin­ci­lik ödülü’ne değer bulu­nu­yor. Bu yarış­ma­da bilin baka­lım jüri­nin baş­ka­nı kim? Pab­lo Picas­so. Ve ‘Güneş’ Val­la­uris Modern Sera­mik Müzesi’nde sürek­li ser­gi­le­me­ye alı­nı­yor.

1981’de ken­di­si gibi sera­mik sanat­çı­sı olan Filiz Özgüven’le, yani halam­la evle­ni­yor. Bura­da hemen bir paran­tez açıp, hala­mı tanıt­mam lazım size. Iki erkek kar­deş­ten son­ra dün­ya­ya gelen İzmir’li bir öğret­men aile­nin ide­alist kızı. Tam 68 kuşa­ğı diye­bi­li­riz. Ame­ri­kan Kız Kole­ji ve Güzel Sanat­lar Aka­de­mi­si Sera­mik Bölü­mü­nü bitir­dik­ten son­ra Fulb­right bur­suy­la Amerika’da sera­mik oku­muş. Evlen­dik­ten bir­kaç sene son­ra bir­lik­te “Devin­gen Orga­nik Yüzey” kura­mı­nı orta­ya atı­yor­lar. Bun­dan son­ra­ki ser­gi­le­ri, panel­le­ri, yazı­la­rı, sanat­sal işle­ri hep bir­lik­te ger­cek­leş­ti­ri­yor­lar..

Filiz Özgüven Galatalı

Filiz Özgü­ven. Aka­de­mi yıl­la­rın­dan son­ra

Gala­ta­lı 1984’de Ankara’da açtı­ğı ser­gi ile Anka­ra Sanat Kuru­mu tara­fın­dan “Yılın Sanat­çı­sı” seçi­li­yor ve “Sanat­çı-Sanat-Sav” baş­lık­lı bil­di­ri­si­ni yayın­lı­yor. 1985’de sera­mik üze­ri­ne kuram­sal araş­tır­ma­lar yap­ma­ya ve yaz­ma­ya baş­lı­yor. Sanat Çev­re­si Dergisi’nde “Eleş­ti­rim” baş­lık­lı ilk yazı­sı yayın­la­nı­yor. Sanat-sanat­çı konu­la­rı­nı irde­le­di­ği bu yazı­lar yıl­lar boyun­ca devam edi­yor.

Eniş­te­mi 23 Mayıs 1994’de bek­len­me­dik şekil­de kay­bet­tik. Hat­ta maale­sef o sene aile­den iki kişi­nin acı habe­riy­le sar­sıl­dık. Önce Mart ayın­da babam Atil­la Özgüven’i elim bir olay sonu­cu kay­bet­tik, iki ay son­ra da ölüm Atti­la Galatalı’yı yata­ğın­da bul­du. Bir bay­ram saba­hı gelen bu acı haber hiç ina­nı­la­cak gibi değil­di. Görü­nür­de hiç­bir sağ­lık soru­nu yok­tu. Sade­ce halam da, Atti­la da o zama­nın diğer sanat­çı­la­rı gibi çok siga­ra içer­ler­di. Tabii halam yıkıl­mış­tı, iki ay aray­la hem ağa­be­yi­ni, hem de hayat arka­da­şı­nı kay­bet­miş­ti. Ondan son­ra hiç­bir­şey eski­si gibi olma­dı onun için. 2008’de Filiz Özgü­ven Gala­ta­lı da ara­mız­dan ayrıl­dı.

Attila Galatalı'nın kuşları

Atti­la Galatalı’nın kuş­la­rı

Kişi olarak Galatalı

AttilaGalatali_Emre_ile

Atti­la Gala­ta­lı oğlum Emre ile

Önce­lik­le kişi ola­rak ken­di­si­ni tanı­ma şan­sı­na eriş­ti­ğim için mut­lu oldu­ğu­mu his­se­di­yo­rum. İşit­me soru­nu eniş­te­me gün­lük hayat­ta bir zor­luk yarat­mak ya da onu komp­leks sahi­bi yap­mak şöy­le dur­sun, bir özel­lik bile katı­yor­du diye­bi­li­rim. Bu özel­li­ği onu bugün­kü deyim­le san­ki biraz ‘cool’ yapı­yor­du, en azın­dan ben­de­ki izle­nim böy­le. Halam işa­ret dili­ni öğren­miş­ti ve çok rahat anla­şa­bi­li­yor­du. Sanı­yo­rum eniş­tem de biraz dudak oku­ya­bi­li­yor­du. Panel­le­re katı­lır, bil­di­ri­ler verir, gür sesiy­le soru­la­rı yanıt­lar­dı. Giyi­miy­le, duru­şuy­la etra­fın­da her zaman say­gı uyan­dı­ran bir kişiy­di. Elin­den düş­me­yen siga­ra­sı, boy­nun­da fula­rı, çift sıra düğ­me­li şayak yele­ğiy­le her zaman ken­di­ne özgü bir hava­sı var­dı. Fran­sız­ca­dan dili­mi­ze geç­miş olan ‘com­me il faut’ söz­cü­ğü­nün can­lı tanı­mıy­dı san­ki.

Gala­ta­lı ile hala­mın evlen­dik­le­ri günü çok iyi hatır­lı­yo­rum. Öyle bil­di­ği­miz cüm­bür cema­at bir nikah töre­ni değil­di bu. 1981 baha­rın­da Boğa­zi­çi Üni­ver­si­te­si son sınıf­ta öğren­ciy­dim. Kadı­köy Evlen­dir­me Daire­sin­de bel­ki top­lam on kişiy­dik, nikah şahit­le­ri sanat çev­re­sin­den yakın arka­daş­la­rıy­dı, diğer yakın arka­daş­la­rı da yan­la­rın­day­dı. Salon dolu­yor, boşa­lı­yor, her­kes hoş bir telaş için­de. Halam­la eniş­tem, nikah masa­sı­na otur­muş­lar, nikah memu­ru­nu bek­li­yo­ruz. Biz­den son­ra­ki nikah için bek­le­yen­ler­den bir kadı­nın nite­le­me­si­ni hiç unut­mu­yo­rum: “Aa, yaş­lı çift bun­lar..” Yani her­kes genç­ken evle­necek gibi bir sonuç çıkı­yor bura­dan. Bir yer­de doğ­ruy­du, hala­mın, biz onu artık evlen­mez diye düşü­nür­ken yap­tı­ğı evli­li­ğiy­di, Attila’nın ise ikin­ci ve sürp­riz evli­li­ği. Elbet­te onla­rın­ki yir­mi­li yaş­la­rın­da­ki genç­le­rin aşkı değil­di, iki olgun insan­dı­lar. Onla­rı bira­ra­ya geti­ren, bir­bir­le­ri­ne duy­duk­la­rı sev­gi ve say­gı kadar, sanat­la­rı­na duy­duk­la­rı aşk­tı. Ger­çi şim­di düşü­nü­yo­rum da, eniş­tem sade­ce 45, halam ise 43 yasın­day­mış, hele şim­di­ye göre o kadar da ‘yaş­lı çift’ değil­ler­miş hani.

bedrirahmi_evi

Bed­ri Rah­mi Eyü­boğ­lu Kalamiş’taki Evi

Nikah töre­nin­den son­ra müte­va­zı bir kut­la­ma için Bed­ri Rahmi’nin Kalamış’da bah­çe için­de­ki evi­ne gidil­di . O tarih­te çok­tan ara­mız­dan ayrıl­mış olan Bed­ri Rah­mi Eyüboğlu’nun eşi Eren Eyü­boğ­lu ve oğlu Meh­met Eyü­boğ­lu ve bütün sanat­çı arka­daş­la­rı ora­day­dı­lar. Kanada’lı gelin, Mehmet’in eşi Hug­het­te de sanı­yo­rum ora­day­dı. İstanbul’da çok­tan­dır baş­la­mış olan apart­man­laş­ma o semt­le­re de bulaş­mış­tı. Hiç unut­mu­yo­rum, Meh­met biraz ile­ri­de­ki bina­yı gös­te­re­rek, ‘şu apart­man iki saat­lik güne­şi­mi kes­ti’ diyor­du. Bütün ev bir atöl­yey­di san­ki. Her taraf­ta kitap­lar, kumaş­lar, duvar­lar­da tab­lo­lar, Eren Eyüboğlu’nun boya­la­rı, eskiz­le­ri, Mehmet’in kalıp­la­rı, yaz­ma­la­rı ile yaşa­yan ve yaşa­nan bir atöl­ye-ev.. Nikah ve son­ra­sın­da­ki kut­la­ma­da benim göre­vim, çoğu zaman oldu­ğu gibi fotoğ­raf­çı­lık­tı. Sanı­yo­rum o bah­çe için­de­ki tipik Kala­mış evin­de şim­di Meh­met ve Hug­het­te otu­ru­yor­lar. Uma­rım o ev kül­tür mira­sı ola­rak korun­ma­ya alı­nır ve baş­ka bir apart­ma­na kur­ban edil­mez.

Sanatsal üretimi

Çesitli formlar

Çesit­li form­lar

Eniş­tem, sana­tı kit­le­ler için yapan, ken­di­ni geliş­tir­dik­çe fel­se­fe­si­ni de geliş­ti­ren, sade sera­mik değil, sana­tın diğer dal­la­rı hak­kın­da da düşü­nen yazan bir sanat­çıy­dı. Halam­la bir­lik­te geliş­tir­dik­le­ri “Devin­gen Orga­nik Yüzey” kura­mı­nı şöy­le özet­li­yor­lar: Onla­rın kura­mı­na göre, sera­mik, özü hare­ket olan bir yüzey sana­tı­dır. Gala­ta­lı, sera­mi­ği, tarih­sel sürek­li­lik içe­ri­sin­de, plas­tik boyu­tu ile ele alır ve onu ‘boş­luk için­de yer alan orga­nik sera­mik yüzey’ kav­ra­mı ile açık­lar. ‘Sera­mik gör­sel ger­çek­lik­tir,’ der Gala­ta­lı, ‘ger­çe­ğin yanıl­sa­ma­sı değil… Duyu, düşün­ce ve tasa­rım gücü­nü ifa­de eder. Resim­de­ki derin­lik ve yüzey yanıl­sa­ma­la­rı­nı, hey­kel­de­ki küt­le­sel yanıl­sa­ma­la­rı da içe­rir. Yanıl­sa­ma­sız, soyut bir sanat dalı olan sera­mik, kul­la­nım içe­ri­ği ile somut­la­şır. Kul­la­nı­mı, yani içe­ri­ği yad­sı­yan sera­mik sanat­çı­sı soyut gör­sel ola­na yönel­mek zorun­da­dır.’

Gala­ta­lı, sana­tın gale­ri­le­re hapis olup kal­ma­ma­sı, hal­ka yayıl­ma­sı gerek­ti­ği­ni de çok iyi bili­yor­du. Bel­ki biraz da bu yüz­den eser­le­ri gözö­nün­de olan yer­ler­de­dir.

Attila_Galatali_pano_detay_4

Alt­ta­ki detay­da Ata­türk pro­fi­li

150’yi aşkın büyük pano uygu­la­ma­sı Türkiye’nin dört­bir yanın­da yer alı­yor. Bir­çok dev­let bina­sı­nın yanı­sı­ra Türk Pet­rol, Azot Sana­yi Genel Müdür­lü­ğü, Har­bi­ye Ordu Evi, İzmir Efes Ote­li, Çanak­ka­le Sera­mik gibi kurum ve kuru­luş­la­rın duvar­la­rın­da dün­den bugü­ne Atti­la Gala­ta­lı imza­sı taşı­yan pano­lar var.

1986’da pano­lar­dan biri Kon­ya PTT bina­sı­nın duva­rı­na uygu­la­nı­yor. Konya’ya yolu­nuz düşer­se o bina­yı ziya­ret edin derim. Motif­le­rin için­de eski zaman­la­rın atlı ulak­la­rı­nı görü­yo­ruz. Düşü­nün ki, 1986 Konya’sında şeh­rin mer­kez pos­ta­ne­si­ne git­ti­ği­niz­de özgün bir eser­le kar­şı­la­şı­yor­su­nuz. O zaman­lar yani 50’li yıl­lar­dan 80’lere kadar dev­le­tin sana­tı des­tek­le­me­ye nere­dey­se bir ide­olo­ji ola­rak önem ver­di­ği yıl­lar­dı. Uma­rım o ve diğer eser­le­ri titiz­lik­le koru­nu­yor­dur.

Gala­ta­lı çalış­ma­la­rı­nı atöl­ye­si­nin sınır­la­rı ile belir­le­me­me­ye çalı­şır­dı. Özel­lik­le son yıl­lar­da büyük boy çalış­ma­la­rı­nı Çan’daki Kale Sera­mik Fabrikaları’nda ger­çek­leş­ti­ri­yor­du. Daha önce­le­ri, 70’li yıl­la­rın sonuy­du sanı­rım, Gayrettepe’de, sine­ma­dan boz­ma, koca­man bir atöl­ye kur­muş­tu. Sabah­la­ra kadar ışık­la­rı yanan atöl­ye­nin fırı­nı nere­dey­se hiç sön­mez­di. Ben o atöl­ye­ye çok git­mi­şim­dir. Hat­ta o meka­nın sine­ma oldu­ğu zaman­la­rı da hayal meyal hatır­lı­yo­rum. Haki­ka­ten büyük bir yer­di ve için­de büyük bir sera­mik fırı­nı var­dı. Ne zaman git­sem aka­de­mi öğren­ci­si genç­le­ri de eniş­tem­le bir­lik­te harıl harıl çalı­şır­lar­ken görür­düm. Alçı kalıp­lar, tor­na­da çeki­len par­ça­lar, sır­lan­ma­yı bek­le­yen form­lar, baş­ka bir taraf­ta kuru­yan pano­la­rın bölüm­le­ri, boya­lar, sır­lar, çeşit tür­lü alet etraf­ta olur­du. Hele fırın yan­dı­ğı zaman,  baya­ğı bir ısı yayar­dı. Eğer mev­sim kış­sa faz­la şika­yet edil­mez­di de, hava sıcak­sa işte o zaman zor duru­lur­du içer­de. Sera­mik üret­me­nin ağır işçi­lik gerek­ti­ren baya­ğı zah­met­li bir iş oldu­ğu­nu çocuk­lu­ğum­dan beri hala­mı son­ra da eniş­te­mi göz­lem­le­di­ğim için iyi bili­rim.

Iki ayrı pano detayı

Iki ayrı pano deta­yı

Gayrettepe’deki atöl­ye­nin mar­ke­te dönüş­tü­rül­me­si üze­ri­ne, atöl­ye­si­ni bir kez daha değiş­tir­mek zorun­da kalan Gala­ta­lı, 1986 yılın­da hala­mın Cihangir’deki minik atöl­ye­si­ne geçi­yor ve üre­ti­mi­ni bura­da sür­dür­me­ye devam edi­yor. Şim­di baş­ka bir sera­mik sanat­çı­sı tara­fın­dan kul­la­nı­lan o atöl­ye, Cihan­gir Pür­te­laş Sokak­ta bir apart­ma­nın küçü­cük bod­rum katıy­dı. Tabii ora­sı büyük par­ça­lar için yeter­li değil­di. O zaman yakın dos­tu, Kale Grubu’nun sahi­bi İbra­him Bodur Çan’daki fab­ri­ka­sı­nın büyük fırın­la­rı baş­ta olmak üze­re bütün ola­nak­la­rı­nı sefer­ber etmiş­ti.

Elim­de Galatalı’nın yaşa­mı ve yapıt­la­rı hak­kın­da özen­le hazır­lan­mış ve Türk­çe-İngi­liz­ce ola­rak yayın­lan­mış bir kitap var; “Top­ra­ğın ve Güne­şin Oza­nı Atti­la Gala­ta­lı”. Kitap 1996’da Çanak­ka­le Sera­mik Sanat Yayın­la­rı tara­fın­dan yayın­lan­mış. Daha son­ra tek­rar bas­kı­sı yapıl­dı­mı bil­mi­yo­rum. Sahaf­lar­da, şim­di­nin inter­net­te­ki özel kitap­çı­la­rın­da, alış veriş site­le­rin­de bulu­na­bi­li­yor.

Attila Galatali_kitabi

Top­ra­ğın ve Güne­şin Oza­nı Atti­la Gala­ta­li

Eniş­te­min yakın arka­da­şı ve des­tek­çi­si İbra­him Bodur kita­bın önsö­zün­de ken­di­sin­den şöy­le bah­se­di­yor; “Çok çalış­kan, verim­li, ken­di­ne has dün­ya­sın­da sürek­li üre­ten, üret­ti­ği ile mut­lu olan bir yapı­sı var­dı Attila’nın. Yal­nız­ca sanat­çı yanıy­la değil, insan yanıy­la, sıcak kişi­li­ği ve pra­tik zeka­sıy­la da etki­si altı­na alır­dı çev­re­sin­de­ki­le­ri. Top­ra­ğa olan sev­gi­si­ni ve heye­ca­nı­nı etra­fı­na da akset­ti­rir­di. Hiç bir zaman tek yön­lü bir sanat­çı olma­dı. Sera­mik üze­ri­ne görüş­le­ri olan, onu her yönü ile ayrı ayrı değer­len­di­re­bi­len, sera­mi­ği ger­çek anlam­da bilen bir sanat­çıy­dı Atti­la Gala­ta­lı… Onu tanı­mış olmak­tan ötü­rü mut­lu­luk duyu­yo­rum.”

Attila Galatali'nın Levent'te Kale Grubu yönetim binasının bahçseindeki Aile isimli yapıtı

Istan­bul Levent’te Kale Gru­bu yöne­tim bina­sı­nın bah­çe­sin­de­ki Aile isim­li yapı­tı

Pano detayı

Pano deta­yı

1986’da halam­la bir­lik­te geliş­tir­dik­le­ri “Devin­gen Orga­nik Yüzey” kura­mı­nın uygu­la­ma­la­rı Garan­ti Sanat Gale­ri­sin­de ser­gi­le­ni­yor. Sanat eleş­tir­me­ni Sezer Tan­şuğ Garan­ti Ban­ka­sı ser­gi­si için şun­la­rı söy­lü­yor: “Atti­la Gala­ta­lı, tek bir cüm­le­ye indir­ge­nir­se sera­mı­ğı tarih­sel ve çağ­daş plas­tik boyu­tu iti­ba­riy­le ‘boş­luk için­de yer alan orga­nik sera­mik yüzey’ kav­ra­mı ile açık­la­mak iste­mek­te ve sera­mi­ği oluş­tu­ran form yüzey­le­rin­de­ki hare­ket çeşit­li­li­ği­ni, tarih­sel eski ve çağ­daş yeni­yi kap­sa­yan temel bir ilke ola­rak belir­le­me­ye çalış­mak­ta­dır. Sera­mik yüze­yin hare­ke­ti­ne kazan­dır­dı­ğı rit­mik dal­ga­lan­ma ve kırıl­ma­lar sanat­çı­nın soyut form çalış­ma­la­rın­da amaç­la­dı­ğı hacim ve mekan iliş­ki­le­ri­nin sürek­li­li­ği ile bütün­le­şir. “

Mimar Doğan Kuban, 1987’de 1. Asya-Avru­pa Bienali’nde ulus­la­ra­ra­sı jüri tara­fın­dan altın madal­ya­ya değer görü­len Gala­ta­lı için ser­gi kata­lo­ğun­da şun­la­rı yaz­mış:

Modern Türkiye’nin önde gelen ve en yara­tı­cı sanat­çı­la­rın­dan biri olan Gala­ta­lı, eski çöm­lek­çi­lik sana­tı ile ruh­sal sürek­li­li­ği olan öz bir sera­mik­çi ola­rak ise baş­la­mış­tı. Ama sana­tı­nın geli­şi­min­de öyle bir yere gel­di ki, şim­di sır­lı yüze­yin iki boyut­lu nite­lik­le­ri ve piş­miş çamu­run üç boyut­lu potan­si­ye­li­ni, yapıt­la­rın­da resim ve hey­kel­si ifa­de­ler­le dışa vuru­yor.. Gala­ta­lı hiç­bir kay­na­ğa refe­rans ver­mi­yor. Yal­nız ken­di içgü­dü­sü­ne daya­nıp, hep yeni imge­ler sunu­yor. “

Atti­la Gala­ta­lı sana­tı­nın olgun­luk döne­min­de, üret­ken­lik çağın­da ara­mız­dan ayrıl­dı­ğın­da sade­ce 58 yasın­day­dı. Ben onu her yönüy­le usta bir sanat­çı ve insan sev­gi­siy­le dolu mükem­mel bir insan ola­rak hatır­lı­yo­rum.

Biz onu eniş­te­den çok ‘insan’ Atti­la Gala­ta­lı ola­rak sev­dik.

Uluç Özgü­ven

Seramik Bir Ustasını Daha Yitirdi - Cumhuriyet 26.05.1994

Sera­mik Bir Usta­sı­nı Daha Yitir­di — Cum­hu­ri­yet 26.05.1994

Kay­nak­ça;
• Turay, Anna. Top­ra­ğın ve Güne­şin Oza­nı Atti­la Gala­ta­lı, Çanak­ka­le Sera­mik Sanat Yayın­la­rı, 1996 ISBN 975‑7953-01–6
• Gala­ta­lı, Atti­la. Sera­mik Ser­gi­si, Aksa­nat Akbank Kül­tür Sanat Eği­tim Mer­ke­zi ser­gi bro­şü­rü, 1996
• Ağar, Meh­met. Sera­mik Bir Usta­sı­nı Daha Yitir­di. Cum­hu­ri­yet Gaze­te­si 24 Mayıs 1994
• Uluç Özgü­ven Aile Arşi­vi
• Top­ra­ğa ve güne­şe tut­ku­lu bir yürek; Boyut­pe­dia, Boyut Yayın Gru­bu http://www.boyutpedia.com/default~ID~2661~aID~70568~link~topraga_ve_gunese_tutkulu_bir_yurek.html


Comments

Eniştem Attila Galatalı — 4 Comments

  1. 12–13 yaş­la­rın­da Atti­la Gala­ta­li ve Ruzin abla­nın yanın­da, Istan­bul Bele­di­ye Sarayı’nda yapıl­mak­ta olan moza­ik çalış­ma­la­rın­da ben de bulun­muş­tum. Onla­rın çiz­di­ği o mükem­mel modern Istan­bul resim­le­ri­ne, ahenk­li renk­ler mey­da­na gelecek şekil­de, ver­dik­le­ri for­mul­ler­le çeşit­li ebat­lar­da­ki moza­ik­le­ri isle­mis­tim.
    Bu şahe­ser moza­ik pano­la­rin fotoğ­raf­la­rı­nı bu yazı­nı­zın yanın­da ve hiç­bir yer­de göre­mi­yo­rum.
    Ekle­me­niz müm­kün olur­sa çok mut­lu ola­ca­ğım.

  2. Siz de oldu­ğu gibi, ben­de de gerek sanat­çı ola­rak gerek­se insan ola­rak son dere­ce güzel izle­nim­ler bırak­mış bir kişi­dir, meka­nı cen­net olsun.

  3. Vay, vay, vay! Top­ra­gi bol olsun, ne guzel bir izdu­sum birak­mis senin haya­tin­da ve tabii tum tani­dik­la­ri­nin­kin­de..

  4. Eniş­te­miz bu satır­lar­da yaşı­yor, bu yazı­yı da duy­du­ğu­na emi­nim. Tipik bir boğa bur­cu olan eniş­tem, top­rak gibi sağ­lam, verim­li bir kişiy­di. Ken­di­siy­le, insan­lık­la barı­şık­tı, sana­tı özüm­se­miş­ti. Her ölüm gibi onun ölü­mü de çok erken­di.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *